21 Şubat 2011 Pazartesi

EL KOYDUM ARKADAŞ…

EL KOYDUM ARKADAŞ…



                            Recep, yaz yada kış dinlemeden benim evde vızır vızır dolaşan sivri sinekler kadar ısrarlı. Sivriler, benim odalarıma el koyuyor, Recep, ülkemizin kuruluşlarına. Sivriler, kanımı emiyor, Recep te aynı. Tek farkları, sivriler bu işi metazori yapıyor, Recep, hukuk yoluyla. Bakmayın hukuk, Recayyip hukukuna dönüştü zaten. Acaiplikten geçtik, Recayyip oldu maşallah.

                     Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Başkent Üniversitesi ihtiyaçlarının hiçbir ihale olmadan Haberal’ın kendi şirketleri tarafından karşılandığı ve bu yolla üniversite yöneticilerine usulsüz kaynak aktarıldığı… tespitinde bulunmuş. YÖK’ e başvuran savcılık, Başkent Üniversitesi’ nin, Hacettepe Üniversitesi’ne devredilmesini önermiş. YÖK, önümüzdeki hafta yapacağı toplantıda kararını verecekmiş.

                     Öyle yada böyle bağımsız yargı, inceden inceye düşünüp kararını doğrudan yana verecektir kuşkusuz. Üzüldüğüm tek nokta, dünya çapında bir cerrahın böylesine ağır suçlamalara hedef olması. Başkent Üniversitesi ve hastanelerinin kurucularından önemli bazı şahısları tanıyorum. Bu insanların para için böyle yüz kızartıcı olayların içine girmeyeceklerini biliyorum. Çünkü bu insanlar bilim adamları. Haklarında onur kırıcı bir suçlama ortaya atılan bu kişiler, bilim adamları oldukları için onurlarından taviz verecek eylemlerin içinde yer almazlar.

                     Bir de, olayın şu yönü var. Kimsenin ilgisini çekmedi nedense.
                     Geçtiğimiz günlerde, Halis Toprak ve Recep’in kıyak arkadaşı Çalık arasında Arslanlı Köşk olayı yaşandı, bilirsiniz. Neredeyse 3 yıldır süren kavga, Çalık’ın lehine sonuçlandı ama kimse, Arslanlı Köşk’ün gerçek değerinin altında Çalık’a peşkeş çekildiği ile ilgilenmedi.
                      Bu ülkenin kurumları, Cumhuriyet’in tüm kazanımları, kaynağı belli olmayan sermayenin sahiplerine birer birer ( özelleştirme adı altında… ) servis edilip, sözde büyük paralara satın alınan devlet kuruluşları birer birer kapanırken… bugün Sn. Haberal hakkında suçlamalar yönelten Sn. savcılardan neden hiç ses çıkmamıştı acaba? Devletin kuruluşları, Atatürk tarafından tasarlanıp, o’ nun tarafından oluşturulduğu için mi ? Yolunu, TÜSİAD’ ın üyesi para babalarının isteği doğrultusunda belirlemezsen, birkaç güne kalmaz tacını yitirirsin… gerçeğinin verdiği dayanılmaz kalp ağrısından dolayı mı ?

                      Neyse. Bu ülkenin insanı, bilim adamları (sözde, uçak kazası sonucu…) topluca yaşamlarını yitirirken de ses çıkarma zahmetine girmemişti. Neydi konu ? Bugün gündemde olan, karşı çıkanın üzerine polis copları, biber gazları, tazyikli su ile gidilen Hidro Elektrik Santralleri ( HES ), nükleer santraller… in ülkeye vereceği zararları topluma anlatmak, bunların yerine, ülkemizin başka kaynaklarının var olduğunu, bu kaynakların gizlendiğini halka duyurmak için yollara düşme riskine girmiş bilim insanlarıydı o’nlar ve yok edildiler. Şimdi mezarlarında yabani ot bile bitmiyor. Kimse adlarını anımsamıyor zaten.
                     
                      Olayda suikast belirtileri vardı ama “ nedense “ kimse ilgilenmedi, sıradan bir soruşturma ile üstü kapatıldı.

                      Karadeniz sahil yolu projesine karşı çıkan bölge insanına sus payı verildi. Karadeniz halkı onurludur. İçlerinde bu parayı alanlar olsa da azınlıkta kaldılar ki, aldatıldıklarını geç te olsa anladılar. Projeye karşı olan eylemcilerin üzerine polis gönderildi. Kimliği belli birileri tarafından tehdit edildiler, güpegündüz sokakta saldırıya uğradılar. Bu saldırılardan birinde, projenin Karadeniz ve Karadeniz halkına vereceği zararları bıkmadan, usanmadan anlatan, bu çabaları sonucu ( bir ara…) projenin durdurulmasını bile sağlayan avukat öldürüldü. Tetikçi bilindiği halde, suikast “ faili meçhul...” kaldı.

                       Vazgeçmek mi ? Hayır.
                        Üzerine gideceğiz. Bütün bunlara rağmen Ankara’ da hakimler var. Bağımsız yargı var. Hala, dimdik ayakta. Hukuk bir gün herkese eşit işlemeye başlayacak yeniden. İşte o günlerde, birilerinin “ Bağımsız yargı, tarafsız yargı mensupları…” diye seslenişlerini şimdiden duyar gibiyim.

    Necmettin Tanju SÜAR.
10. ŞUBAT. 2011/ PERŞEMBE       

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder