20 Mayıs 2012 Pazar
10 Mayıs 2012 Perşembe
9 Mayıs 2012 Çarşamba
8 Mayıs 2012 Salı
7 Mayıs 2012 Pazartesi
6 Mayıs 2012 Pazar
5 Mayıs 2012 Cumartesi
3 Mayıs 2012 Perşembe
2 Mayıs 2012 Çarşamba
1 Mayıs 2012 Salı
30 Nisan 2012 Pazartesi
29 Nisan 2012 Pazar
28 Nisan 2012 Cumartesi
26 Nisan 2012 Perşembe
25 Nisan 2012 Çarşamba
23 Nisan 2012 Pazartesi
22 Nisan 2012 Pazar
21 Nisan 2012 Cumartesi
20 Nisan 2012 Cuma
19 Nisan 2012 Perşembe
18 Nisan 2012 Çarşamba
17 Nisan 2012 Salı
16 Nisan 2012 Pazartesi
14 Nisan 2012 Cumartesi
12 Nisan 2012 Perşembe
11 Nisan 2012 Çarşamba
10 Nisan 2012 Salı
7 Nisan 2012 Cumartesi
6 Nisan 2012 Cuma
5 Nisan 2012 Perşembe
4 Nisan 2012 Çarşamba
3 Nisan 2012 Salı
2 Nisan 2012 Pazartesi
1 Nisan 2012 Pazar
31 Mart 2012 Cumartesi
30 Mart 2012 Cuma
29 Mart 2012 Perşembe
27 Mart 2012 Salı
25 Mart 2012 Pazar
24 Mart 2012 Cumartesi
22 Mart 2012 Perşembe
İÇERİDEKİ ÖZGÜRLER, DIŞARIDAKİ TUTSAKLAR.
İÇERİDEKİ ÖZGÜRLER, DIŞARIDAKİ TUTSAKLAR.
Ortadoğu bölgesinde “ Adalet ve kalkınma “ adı taşıyan 4.ncü parti olan A, Ke ve Pe’ nin Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, bir itirafta bulunmuş. Demiş ki bay Çelik, “ Sadece dışarıdan yönetilen, yönlendirilen, gündemi belirlenen bir ülke değiliz. Aynı zamanda, dünya siyasetini belirleyen, yönlendiren ülkelerin de arasındayız…”
Bay Çelik’ in demek istediği şu, “ Eyvallah. Bizi yönlendiriyorlar, yönetiyorlar, gündemimizi dışarıdan belirliyorlar ama, biz de boş durmuyoruz. Her dediklerini şak diye yerine getirip, tak diye selam duruyoruz. Hal böyle olunca, bölgede söz hakkı olan devletlerin arasında yerimizi alıyoruz…” Tak – Şak paşa örneği yani.
Bay Çelik’ in bunca lafı edip arada, bilinç dışı itiraflara dayanması boşa değil. Tüm gayreti, Afganistan, Irak, Libya, Suriye… de yaşanan ve ileride de tarafımızca yaşatılacak olan… abd soykırımına kılıf dikmek. Aksi halde Recepgiller familyası, yaşamının en büyük bozgunuyla karşı karşıya kalacak. Kafalarına kargalar pisleyecek. Bir de şu yönden bakalım;
“ Dünya ( ya da sadece bölge ) politikasını yönlendirme safsatalarına “ çocuklarımızı ortak edip, canlarını – kanlarını gümüş tepside sunuyoruz. Kazanan kim ?
Recep, dünyanın 8. nci zengin siyasetçisi.
Recepgiller, ülkenin ve işgal altındaki bölgenin iliklerini sömürüp, kuruş vergi ödemeyen asalaklar.
Böylesine kıyak bir sisteme direnecek herkes, ölene dek içeri tıkılmalı elbet. Yoksa, durum vahim.
Bugün, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’ in Ergenekon tertibi ile tutsak alınışının 4, hücreye atılarak tecrit edilişinin 1. nci yılı doluyor.
Dünyanın bir başka ülkesinde, ömrünün neredeyse yarısını vatanının tam bağımsızlığı, onurlu geleceği ve halkının mutlu ve özgür yaşaması uğruna mahpushanelerde geçirmiş bir lider var mıdır acaba? Üstelik, hakkında imal edilmiş tüm kanıtların “ imalat hatası, defolu, Mahmut Paşa malı…” olduğu ortaya çıkmışken.
Üstelik ısmarlama iddianame, satır satır yalanlanmış, çürütülmüşken.
Dünyanın bir başka ülkesinde, kendi ülkesi hakkında yabancı istihbarat örgütlerine bilgi sızdıran bir hükümetin, yabancılarla oturup, 2 sayfa, 9 maddelik “ gizli anlaşma yaptığını” ve bu anlaşmanın “ gizli “ oluşundan dolayı içeriğini açıklayamayacağını söyleyen bir cumhurbaşkanının, yabancıların, bölgemizdeki 24 ülkenin haritasını değiştirmeye yönelik projesinin “ eş başkanı “ olduğunu ve ülkenin bir ilinin bu projeye dahil edilip, “ merkez “ yapılacağını utanmadan itiraf eden bir başbakanın iktidarı uzun süreli olabilir mi? Ama, bizde olur. Çünkü, “ Demokrasilerde çare, tükenmez. “ Mutlaka bir kılıf bulunur. Olmadı, “ Kanun Hükmünde Kararname “ yayınlanır, Anayasa değiştirilir. Yasal olmayan bir hükümet te olsa, Anayasa değiştirmek için gerekli şartlar oluşmasa da ( bu şartların oluşması için hükümetin MEŞRU OLMASI gerekse de…) her şey mübahtır. Ne de olsa, bunun adına “ Türk Demokrasisi ” diyoruz. Öyle, her Demokrasiye benzemez. Bizimki, bize özeldir.
Yukarıda değindiğim BOP oğlu BOP projenin mimarları tarafından semirilip, BUŞ BAKAN – C. Başkanı koltuklarına yerleştirilen, bir kısmı da Yasama görevinde aksaklık yaşanmasın diye Meclis’ e doldurulmuş abd finoları işin ciddiyetini anlayınca, nasıl kıvıracaklarının derdine düştüler. BUŞ BAKAN’ ın hastane macerası da İbrahim Tatlıses’ in vurulma olayına döndü ama neyse. Hastane günlerinde yaşanan koltuk kavgalarını ben, tam 3 yıl önce BUŞ BAKAN biraderime anlatmaya çalışmıştım ama…
Yahu ben, bu adamın salaklığına hayranım. En azından, tükürdüğünü yalamıyor. Ne diyorsa, o !
Kıvıran, başkaları. Yani, amerika.
Afganistan’ da Türk askerine muharip görev verilmeyecekti, kıvırdı. Şehitler gelmeye başladı. Ne olacak şimdi ?
Şehit cenazelerinde slogan atılması yasaklanmıştı. Kimse iplemedi. Üstelik, en kocaman devlet görevlileri yuhalandı.
Ha, öyleyse…
Bundan böyle Şehit cenazelerine halkın katılımı yasak…
Olur da abd, Suriye konusunda ısrar ederse, kırmak olmaz. Şehit mehit dinlemez abd. Tepesi atmaya görsün. Koltuktan, cumhursuz Cumhurbaşkanlığından oluruz vallahi.
Hazır, dışarıdakileri Komünist – Milliyetçi, Kürt – Türk, Alevi – Sünni… diye birbirine düşürüp, çöpçatan, yemek, aile içi çatışma, en baba yetenek… programlarıyla oyalıyorken, içerideki özgürlerden gayrı, dışarıdaki tutsaklar daha evlayken, özel üniversitelerde öğrencilere, “ Atatürk Cumhuriyetinin tüm pislikleri, bizlere güzel bir şeymiş gibi anlatıldı. Bizim sayemizde Türkiye, gerçek cumhuriyetin ne olduğunu gördü…” zırvaları anlatılıp, Atatürk düşmanı bir nesil yetiştirilirken…
Yargı sürecini hızlandırmanın alemi var mı ?
Öyleyse içeridekileri, içeride tutmanın yolları bulunmalı. Hani şu, 16 celse ya da karar aşamasına dek duruşmadan men cezası… gibi. Hazır, kendilerini özgür sanan dışarıdakiler de tutsak alınmışken. Hazır, o’nları uyandıracak, örgütleyecek liderler içerideyken…
Ha. Unutmadan…
Yeni CHP’ nin Genel Başkanı arkadaşın amacı ortada. İyi ama, eski MHP’ nin “ milliyetçiliği – Atatürkçülüğü kimselere kaptırmayan delikanlı Genel Başkanı, attı mı mangalda kül bırakmayan, Kasımpaşalıdan daha delikanlı MHP’li dostlar neden bizim eylemlerimize katılmazlar, bizimle güç birliği yapmazlar acaba ? Yoksa, yeni şehitlerin gelmesini mi bekliyorlar ?
Necmettin Tanju SÜAR.
21 MART 2012/ PERŞEMBE
Ortadoğu bölgesinde “ Adalet ve kalkınma “ adı taşıyan 4.ncü parti olan A, Ke ve Pe’ nin Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, bir itirafta bulunmuş. Demiş ki bay Çelik, “ Sadece dışarıdan yönetilen, yönlendirilen, gündemi belirlenen bir ülke değiliz. Aynı zamanda, dünya siyasetini belirleyen, yönlendiren ülkelerin de arasındayız…”
Bay Çelik’ in demek istediği şu, “ Eyvallah. Bizi yönlendiriyorlar, yönetiyorlar, gündemimizi dışarıdan belirliyorlar ama, biz de boş durmuyoruz. Her dediklerini şak diye yerine getirip, tak diye selam duruyoruz. Hal böyle olunca, bölgede söz hakkı olan devletlerin arasında yerimizi alıyoruz…” Tak – Şak paşa örneği yani.
Bay Çelik’ in bunca lafı edip arada, bilinç dışı itiraflara dayanması boşa değil. Tüm gayreti, Afganistan, Irak, Libya, Suriye… de yaşanan ve ileride de tarafımızca yaşatılacak olan… abd soykırımına kılıf dikmek. Aksi halde Recepgiller familyası, yaşamının en büyük bozgunuyla karşı karşıya kalacak. Kafalarına kargalar pisleyecek. Bir de şu yönden bakalım;
“ Dünya ( ya da sadece bölge ) politikasını yönlendirme safsatalarına “ çocuklarımızı ortak edip, canlarını – kanlarını gümüş tepside sunuyoruz. Kazanan kim ?
Recep, dünyanın 8. nci zengin siyasetçisi.
Recepgiller, ülkenin ve işgal altındaki bölgenin iliklerini sömürüp, kuruş vergi ödemeyen asalaklar.
Böylesine kıyak bir sisteme direnecek herkes, ölene dek içeri tıkılmalı elbet. Yoksa, durum vahim.
Bugün, İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek’ in Ergenekon tertibi ile tutsak alınışının 4, hücreye atılarak tecrit edilişinin 1. nci yılı doluyor.
Dünyanın bir başka ülkesinde, ömrünün neredeyse yarısını vatanının tam bağımsızlığı, onurlu geleceği ve halkının mutlu ve özgür yaşaması uğruna mahpushanelerde geçirmiş bir lider var mıdır acaba? Üstelik, hakkında imal edilmiş tüm kanıtların “ imalat hatası, defolu, Mahmut Paşa malı…” olduğu ortaya çıkmışken.
Üstelik ısmarlama iddianame, satır satır yalanlanmış, çürütülmüşken.
Dünyanın bir başka ülkesinde, kendi ülkesi hakkında yabancı istihbarat örgütlerine bilgi sızdıran bir hükümetin, yabancılarla oturup, 2 sayfa, 9 maddelik “ gizli anlaşma yaptığını” ve bu anlaşmanın “ gizli “ oluşundan dolayı içeriğini açıklayamayacağını söyleyen bir cumhurbaşkanının, yabancıların, bölgemizdeki 24 ülkenin haritasını değiştirmeye yönelik projesinin “ eş başkanı “ olduğunu ve ülkenin bir ilinin bu projeye dahil edilip, “ merkez “ yapılacağını utanmadan itiraf eden bir başbakanın iktidarı uzun süreli olabilir mi? Ama, bizde olur. Çünkü, “ Demokrasilerde çare, tükenmez. “ Mutlaka bir kılıf bulunur. Olmadı, “ Kanun Hükmünde Kararname “ yayınlanır, Anayasa değiştirilir. Yasal olmayan bir hükümet te olsa, Anayasa değiştirmek için gerekli şartlar oluşmasa da ( bu şartların oluşması için hükümetin MEŞRU OLMASI gerekse de…) her şey mübahtır. Ne de olsa, bunun adına “ Türk Demokrasisi ” diyoruz. Öyle, her Demokrasiye benzemez. Bizimki, bize özeldir.
Yukarıda değindiğim BOP oğlu BOP projenin mimarları tarafından semirilip, BUŞ BAKAN – C. Başkanı koltuklarına yerleştirilen, bir kısmı da Yasama görevinde aksaklık yaşanmasın diye Meclis’ e doldurulmuş abd finoları işin ciddiyetini anlayınca, nasıl kıvıracaklarının derdine düştüler. BUŞ BAKAN’ ın hastane macerası da İbrahim Tatlıses’ in vurulma olayına döndü ama neyse. Hastane günlerinde yaşanan koltuk kavgalarını ben, tam 3 yıl önce BUŞ BAKAN biraderime anlatmaya çalışmıştım ama…
Yahu ben, bu adamın salaklığına hayranım. En azından, tükürdüğünü yalamıyor. Ne diyorsa, o !
Kıvıran, başkaları. Yani, amerika.
Afganistan’ da Türk askerine muharip görev verilmeyecekti, kıvırdı. Şehitler gelmeye başladı. Ne olacak şimdi ?
Şehit cenazelerinde slogan atılması yasaklanmıştı. Kimse iplemedi. Üstelik, en kocaman devlet görevlileri yuhalandı.
Ha, öyleyse…
Bundan böyle Şehit cenazelerine halkın katılımı yasak…
Olur da abd, Suriye konusunda ısrar ederse, kırmak olmaz. Şehit mehit dinlemez abd. Tepesi atmaya görsün. Koltuktan, cumhursuz Cumhurbaşkanlığından oluruz vallahi.
Hazır, dışarıdakileri Komünist – Milliyetçi, Kürt – Türk, Alevi – Sünni… diye birbirine düşürüp, çöpçatan, yemek, aile içi çatışma, en baba yetenek… programlarıyla oyalıyorken, içerideki özgürlerden gayrı, dışarıdaki tutsaklar daha evlayken, özel üniversitelerde öğrencilere, “ Atatürk Cumhuriyetinin tüm pislikleri, bizlere güzel bir şeymiş gibi anlatıldı. Bizim sayemizde Türkiye, gerçek cumhuriyetin ne olduğunu gördü…” zırvaları anlatılıp, Atatürk düşmanı bir nesil yetiştirilirken…
Yargı sürecini hızlandırmanın alemi var mı ?
Öyleyse içeridekileri, içeride tutmanın yolları bulunmalı. Hani şu, 16 celse ya da karar aşamasına dek duruşmadan men cezası… gibi. Hazır, kendilerini özgür sanan dışarıdakiler de tutsak alınmışken. Hazır, o’nları uyandıracak, örgütleyecek liderler içerideyken…
Ha. Unutmadan…
Yeni CHP’ nin Genel Başkanı arkadaşın amacı ortada. İyi ama, eski MHP’ nin “ milliyetçiliği – Atatürkçülüğü kimselere kaptırmayan delikanlı Genel Başkanı, attı mı mangalda kül bırakmayan, Kasımpaşalıdan daha delikanlı MHP’li dostlar neden bizim eylemlerimize katılmazlar, bizimle güç birliği yapmazlar acaba ? Yoksa, yeni şehitlerin gelmesini mi bekliyorlar ?
Necmettin Tanju SÜAR.
21 MART 2012/ PERŞEMBE
21 Mart 2012 Çarşamba
20 Mart 2012 Salı
Edirne Uzunköprü'nün ilçesi ve köylerinde neler oluyor?????
Edirne Uzunköprü'nün ilçesi ve köylerinde neler oluyor?????
02: 02:2012 tarihinde şubat ayında eşim köyüne ziyarete gidip döndüğünde köylülerin,bankaların kredi yüzünden muzdarip olduğunu topraklarına ve mallarına hacizle el koyulduğunu söyledi.
17:03:2012 eşim yine köyüne annesini ziyarete gitti ,bindiği takside taksicinin anlattıklarına gördüklerine duyduklarına inanamamış.Uzunköprü'ün köylerinden Çöpköy Sipahi ve Gazimehmet köyünde meralar ve ormanlar çadır dolu nedeni ise devlet 48 yıllığına Diyarbakırlı'lara ormanları,meraları kiralamış ceviz yetiştireceklermiş.Peki bu köylüler hayvanını nerede otlatacak ?Sormazlarmı adama dün köylünün kendi yetiştirip büyüttüğü ağacı kesti diye,Devlet 5000 TL ceza keserken ne olduda Devlet üstelik ormanları ve meraları 48 yıllığına bölgeye tamamen yabancı kişilere tarım yapsın diye kiralanıyor.Devlet neden bölge insanına destek vermezken şimdi Devlet bölgeyi bilmeyen kişilere ormanları meraları kiralıyor neden????
Yazıyı okuyan komple teorisi diyebilirsiniz kimse farkında değil hepsi gerçek.
48 yıl Düşündürücü bu zaman zarfında orman ve meraların tamamı yabancı uyruklu Yunan,Ermeni,ingilize devredilmeyeceğini nereden bilebiliriz,bu konunun yetkili kişileri göreve davet ediyorum.....
VATAN AŞKIYLA YÜREĞİ DUYARLI CESUR TÜRK KADINI SAYIN AYŞE SALTIK
PAYLAŞIMDIR.
Kendilerine teşekkürlerimle,saygılarımla..
Gülsev Eyüboğlu
--
"TÜRK ULUSUNUN DÜZENİNİ BOZMAYA YÖNELEN ÇABALAR BOĞULMAYA MAHKUMDUR.BÜYÜK TÜRK ULUSU,KENDİSİNİN VE VATANININ YÜKSEK ÇIKARLARI ALEYHİNE ÇALIŞMAK İSTEYEN BOZGUNCU ALÇAK YURTSUZ VE ULUSSUZ BEYİNSİZLERİN GİZLİ VE AÇIK KİRLİ EMELLERİNİ ANLAMIYACAK VE ONLARA HOŞGÖRÜ GÖSTERECEK BİR ULUS DEĞİLDİR"
MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Saygıyla
Gülsev Eyüboğlu
02: 02:2012 tarihinde şubat ayında eşim köyüne ziyarete gidip döndüğünde köylülerin,bankaların kredi yüzünden muzdarip olduğunu topraklarına ve mallarına hacizle el koyulduğunu söyledi.
17:03:2012 eşim yine köyüne annesini ziyarete gitti ,bindiği takside taksicinin anlattıklarına gördüklerine duyduklarına inanamamış.Uzunköprü'ün köylerinden Çöpköy Sipahi ve Gazimehmet köyünde meralar ve ormanlar çadır dolu nedeni ise devlet 48 yıllığına Diyarbakırlı'lara ormanları,meraları kiralamış ceviz yetiştireceklermiş.Peki bu köylüler hayvanını nerede otlatacak ?Sormazlarmı adama dün köylünün kendi yetiştirip büyüttüğü ağacı kesti diye,Devlet 5000 TL ceza keserken ne olduda Devlet üstelik ormanları ve meraları 48 yıllığına bölgeye tamamen yabancı kişilere tarım yapsın diye kiralanıyor.Devlet neden bölge insanına destek vermezken şimdi Devlet bölgeyi bilmeyen kişilere ormanları meraları kiralıyor neden????
Yazıyı okuyan komple teorisi diyebilirsiniz kimse farkında değil hepsi gerçek.
48 yıl Düşündürücü bu zaman zarfında orman ve meraların tamamı yabancı uyruklu Yunan,Ermeni,ingilize devredilmeyeceğini nereden bilebiliriz,bu konunun yetkili kişileri göreve davet ediyorum.....
VATAN AŞKIYLA YÜREĞİ DUYARLI CESUR TÜRK KADINI SAYIN AYŞE SALTIK
PAYLAŞIMDIR.
Kendilerine teşekkürlerimle,saygılarımla..
Gülsev Eyüboğlu
--
"TÜRK ULUSUNUN DÜZENİNİ BOZMAYA YÖNELEN ÇABALAR BOĞULMAYA MAHKUMDUR.BÜYÜK TÜRK ULUSU,KENDİSİNİN VE VATANININ YÜKSEK ÇIKARLARI ALEYHİNE ÇALIŞMAK İSTEYEN BOZGUNCU ALÇAK YURTSUZ VE ULUSSUZ BEYİNSİZLERİN GİZLİ VE AÇIK KİRLİ EMELLERİNİ ANLAMIYACAK VE ONLARA HOŞGÖRÜ GÖSTERECEK BİR ULUS DEĞİLDİR"
MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Saygıyla
Gülsev Eyüboğlu
15 Mart 2012 Perşembe
13 Mart 2012 Salı
NAMUS VE ŞEREF ÜZERİNE UFAK UFAK DENEMELER.
Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmezi bir arkadaşımız vardı. O’nun ataklığına, esprilerine hatta, yalanlarına bile bayılırdık. Zaten, yalanlarıydı o’ nu vazgeçilmez yapan. Öyle tatlı yalan söylerdi ki, o yalanları bir kez daha, ama, o’ndan duymak için sokak sokak o’nu arardık. Bizler, yalan söyledik diye bir araba sopa yeyip, azar işitirken o ; “ ah, vah…” çekip, üstüne bir de nasihat verirdi. Üzerimizde en etkili olan lafı da, “ Namussuzum ki…” idi.
Aradan yıllar geçti. Duydum ki, MEBUS olmuş. Halkımızın dilinde buna “ layığını bulmuş…” ta deniyor.
Bir aralar merak sarmıştım. TBMM’ de yemin töreni oldu mu, işi gücü bırakır, izlerdim. Aman Allah’ım ! Önündeki çarşaf kadar kağıda sahip olamayanlar mı dersiniz, değil gözlük, dürbün bile taksa yine de önündeki yazıyı okumayı beceremeyenler mi, yemin metninde geçenler hariç, her türlü zırvayı zırvalayanlar mı… Bunlar mı benim vekilim?
Tepkilerimi biraz yüksek sesle dile getirince, rahatsız olanlar, ( her nedense ) yerinden hafif kıpırdananlar, mırıldananlar, hırlayanlar… olmuyor da değildi hani. A Ke ve Pe adlı oluşumun 2nci kez başımıza musallat olacağı seçim propaganda döneminde bir dost, “ Hocam. Ben AKP’ den M. Vekilliğine aday olacağım. Ne dersin..? ” dediğinde tek yanıtım, “ Yakışır…” olmuştu. Uzun süreli kırgınlıktan sonra yolum tekrar Adana’ya düştüğünde, yolda karşılaştık. “ Sen, haklıymışsın hocam…” dedi. Nedenini sormadım. Tek sorum, “ A, Ke ve Pe adlı oluşumun içinde olup ta, namusu ve şerefi üzerine ettiği yemine sadık kalıp, kalamayacağı…” idi.
11 yıl oldu.
A, Ke ve Pe adlı oluşumdan, Türk Milleti’ nin yüce Meclisi huzurunda verdiği sözü tutmasını bekliyoruz. Her sıkıştığında “ İspat etmeyen şerefsizdir, namussuzdur…” demeyi maharet sayanların, ettikleri yemine, millet huzurunda namus ve şereflerini masaya koydukları yemine sadık kalmalarını beklemek, demokrasiden doğan hakkımız olsa gerek. Ama, heyhat.
Milletin Meclisini arenaya çevirenlerden, Milletin Meclis’ine CIA ajanlarını sokanlardan, Milletin Meclis’inde Milletin ordusunu yerden yere vuranlardan, Milletin Meclis’ini, ülkenin topraklarını, kurumlarını… pazarlamak amacıyla adeta büro olarak kullananlardan, Milletin Meclis’ inde, milletin ülkesini parçalama kararı verenlerden, gizli anlaşmalara imza koyanlardan, halkı kendi içinde cephelere ayırıp, birbirine kırdırmaya azmeden ve zaman zaman bunun provalarını yapmaya kalkanlardan, Milletin Meclis’inde Milletin vekillerine tekme – yumruk saldıranlardan…
…namus ve şerefleri üzerine ettikleri yemine sadık kalmalarını beklemek, saflık olur ancak.
Yine de bilmeliyiz ki bu yaşananlar, ileride olacakların sadece bir provası. Neler yaşandığını anımsayınız. Bütçe görüşmeleri sırasında CHP’ li vekillerin tartaklanması, kürsüde konuşan vekilin engellenmesi, yaka paça indirilmesi, ( olaydan sadece bir gün önce ) İtalyan futbol camiasının “ Sahanın ortasına dikilmiş bir çınar ağacı “ diye değerlendirdikleri Hakan Şükür’ ün boksör olduğu söylenen danışmanının, kondüsyon ile komisyon salonunu karıştırıp, yanlışlıkla komisyon salonuna dalması ve CHP’ li vekilleri yumruklamaya başlaması…
Aynı gün, Malatya Kürecik’ te, yasalar ve Meclis hiçe sayılarak çöreklenmelerine göz yumulan abd’ li kiralık katillerin inlerini görmeye giden CHP’ li vekillerin, bizzat Türk Mehmetçiği tarafından engellenmesi…
Sadece “ Atatürk’ ten emir aldığını ve bu emri, ölümüne uygulayacağını…” söylediği için, “ sen, Atatürk’ ten emir alamazsın ” denilerek okuldan atılan TGB’ li bir üniversite ( evren kent ) öğrencisi.
A, Ke ve Pe adlı oluşumun yasadışı olduğunu, dolayısıyla, bu günkü TBMM aritmetiğinin de bir şey ifade etmediğini daha önce yazmıştım. Yasadışılığın nedenleri hakkında, daha önceki ifademden daha değişik bir şey yazmayacağım. Sadece şunu söylemeliyim; seçimlerin ve alınan sonuçların “ HİLELİ “ olduğunu ben değil, ülkemizin önemli yargı kurumlarında üst düzey görevlerde bulunmuş, emekli bir hukukçu söylüyor. Bizler, elindeki böylesine önemli bilgileri bile değerlendiremeyen, beceriksiz, zavallı, belki de ganimetten alacağı payın peşinde koşan… muhalefet partilerinden, ya da, kılcal damarlarına dek hacıyağı enjekte edilmiş hukuk kurumlarından bir ışık bekliyoruz.
Silivri işkencehanesinde tutsak alınmış vekillerine sahip çıkmaktansa, ikide bir kendi partisinin geçmişine yönelik yalan - yanlış suçlamalar yapmayı daha bir kolaymış gibi görenlerden, her ağzını açtığında “ Milliyetçilikten, delikanlılıktan… “ dem vurup, kendi partisinin vekillerine tekme yumruk girişildiğinde dut yemiş bülbüle dönen muhalefet… ten yani.
Sivas cinayetleri davası da ( herkesin önceden tahmin ettiği gibi…) zaman aşımından düştü. Tepki gösterenler, Recep’ in özel ordusu tarafından coplu, gazlı saldırıya uğradılar. Unutmayınız. Bodrum’ da, abd’ nin kiralık katillerinin şefinin başına çuval geçiren TGB’ li genç vatanseverler hakkında, insan ömrünün 3 katı hapis cezası isteniyor. Geçtiğimiz günlerde, Adıyaman ilimizde yaşayan Alevi vatandaşlarımızın evlerinin kapılarına işaret koyanlar hakkında hiçbir girişim başlatmayanlar, “ İki çocuğun işi…” diyerek, olayı geçiştirdiler. İşte, bu hukuka inancımızı sürdürmekteyiz. “ İkili hukuk “ adı verilen kavram, yıllardan beri ülkemizde arslanlar gibi uygulanmakta. HES cinayetleri, TÜBİTAK cinayetleri, öğretmen, ordu mensubu, MİT’ çi, aydın, gazeteci, sendikacı… cinayetleri. Bugüne dek hangisinin günyüzüne çıkarıldığını söyleyebilir misiniz ?
Açıkçası dostlar…
Recep, polis, özel güvenlik, tarikat mensupları ve ( yaşama geçirebilirse ) jandarma birlikteliği ile oluşturduğu ÖZEL ORDU sunu bizlere karşı kullanmakta. Kesintili eğitim ( ! ) adını verdiği UCUBE nin asıl amacı; sorgulamayan, tepkisiz, araştırmayan, direnmeyen… bir nesil yaratmak. Bir türlü sonu gelmeyen, elle tutulur kanıt bile bulunamayan UCUBE davaların, tutsaklıkların, yağmur ormanlarında bile rastlanması olanaksız vahşi saldırıların… nedeni, A, Ke ve Pe adlı oluşuma karşı direncin kırılması.
Sivas katliamı davasının zaman aşımından düşmesi konusunda Recep’ in yorumu şöyle olmuş; “ Türk milleti’ ne hayırlı olsun…”
İktidar yapıldığı günden beri ağzından bir kez bile “ Türk ” kelimesi çıkmayan Recep, bu kez neden bu kelimeyi kullandı dersiniz ?
Necmettin Tanju SÜAR.
13 Mart 2012/ SALI
ALANYA.
12 Mart 2012 Pazartesi
11 Mart 2012 Pazar
10 Mart 2012 Cumartesi
9 Mart 2012 Cuma
ÇOK ÖNEMLİ. SÜRATLE DAĞITINIZ.
KURDISTAN ANKETi ! SÜRATLE DAGITINIZ...
ÇOK ÖNEMLİ. SÜRATLE DAĞITINIZ.
| ÇOK ÖNEMLİ ..... SADECE BİR OY HAKKINIZ VAR... İşte Avrupa'dan bakış.........Avrupa' lının bakışı... Bekledikleri gün gelmiş, kamuoyu yoklaması bile yapıyorlar.. *Alman Die Welt gazetesi menfur bir anket başlatmış durumda. * *Anketin konusu "TÜRKİYE'DE BİR KÜRT DEVLETİ KURULMASINI İSTERMİSİNİZ ?" sorusu ile şekillendirilmiş ...!!!!!!!!!!!! !!!!!!!!! * *Bu çalışmaya bir Türk olarak gerekli cevabı vermek üzere öncelikle aşağıdaki linki tıklayarak Ankete katılınız, * Soru : Sollten die Kurden einen eigenen Staat bekommen? *"Nein/ Hayır" seçeneğini seçip, "abstimmen" yazısının üzerine tıklayın. *Ülkenizin birliğine hizmet ediniz, daha sonra bu linki kopyalayarak bütün arkadaşlarınıza gönderiniz !!! ** Bazıları ülkeyi bölmek için harıl harıl çalışıyor. * http://www.welt.de/politik/ausland/article4436510/Geheimplan-zur-Loesung-der-kurdischen-Frage.html |
7 Mart 2012 Çarşamba
" YIKIM EKİBİ "
ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ' Nİ YIKAMAYAN A, Ke VE Pe, YERALTI YÜRÜYÜŞ YOLU PROJESİYLE ŞİMDİ DE TAKSİM' İ YIKMA ÇABASINDA. " PANTOLON OLMADI, DANA BİFTEK VERELİM..." AYAKLARI YANİ. BELEDİYECİLİK DÖNEMİNDEN KALMA " YIKIM EKİBİ " ALIŞKANLIĞI MI NE...
KILIÇDAROĞLU " HALA " İYİMSER.
YENİ CHP GENEL BAŞKANI KILIÇDAROĞLU, AKP' NİN KESİNTİLİ EĞİTİM YASA TASARISINDA PEK FAZLA HATA BULAMAMIŞ, UZLAŞMA ( ! ) TEKLİF ETMİŞ. KILIÇDAROĞLU' NA GÖRE, TÜRKİYE HALKININ % 91 İ KESİNTİLİ EĞİTİM YASA TASARISININ İÇERİĞİNİ BİLMİYORMUŞ.
SORMALI; BU % 91 İN İÇİNE KENDİSİ DE DAHİL Mİ ACABA ?
EK; BAY KILIÇDAROĞLU' NUN, AKP' NİN 7 BİN TARİKAT ÜYESİNİ " KUR'AN ÖĞRETİCİSİ OLARAK " OKULLARA ATADIĞINDAN HABERİ VAR MI ? GİDİŞATI NASIL GÖRÜYOR ?
NECMETTİN TANJU SÜAR.
Uludere Köylüleri Emine Hanımdan faillerin bulunmasını istedi
http://www.ulusalkanal.com.tr/uludere-koyluleri-emine-hanimdan-faillerin-bulunmasini-istedi-video,239.html
2 YILI KALMIŞ…
Recep ağabeyim, bu günkü A, Ke ve Pe grup toplantısı sırasında yine Suriye Devlet Başkanı Esad’ a ( kendi deyişiyle; ESED…) çatmış. Suriye’ de akan kanın gövdeyi götürdüğünden söz etmiş, demokrasiden, insan haklarından ( ! ) dem vurmuş. Batı’lılara da haykırmış. “Ulan, şu herife bir türlü müdahale edemediniz…” Sonra, hızını alamamış olmalı ki, baba Esad’ın hesap ödemeden öldüğünü ama, oğul Esad’ dan er veya geç hesap sorulacağını ( ! ) öksürmüş.
Ülkede dökülen kandan söz etmiş, halkın taleplerine kulak vermekten, reformlardan…
Recep ağabeyim, anavatanı abd’ nin tarihi ile pek ilgilenmiyor olmalı. Çok yakın zamanda yaşanan abd vahşeti hakkında kendisini bilgilendirsem, bana da haykırmayacağını umarak…
11 Eylül 2001 tarihinde New Yorrrrk kentinin çifte havuzlar semtindeki duble kulelere yapılan atış talimi sonrası 3 binin üzerindeki abd vatandaşının ölümünün ardındaki giz, yıllardır çözülmedi. Nasıl oldu da oldu bilinmez ama, bana, BOP katliamı ve giderek 3.ncü dünya savaşını başlatmanın ön hazırlığı gibi gelmişti. İçinde bulunduğumuz şu günlerde de aynı kaygıları taşımaktayım ne yazık.
Yalanın binine 1 cent veren çok oldu kuşkusuz. Veren aldı, veren aldı Buşt ağabeyimin yalanlarını. Önceleri, “ikizlere çarpan uçaklarda pencere ve yazı yoktu…” diyenler, Buşt ağabeyin “ Bu, bir haçlı savaşıdır…” yönlü fermanının ardından psikolog aramaya başladılar. Olur ya, belki de bir daha aynı karabasanları görmezler…di. Gözleri açılır, uçakların pencerelerinden New Yorrrrk’ u izleyen yüzlerce yolcuyu, uçak gövdesindeki amerikan boz ayısı kadar büyük harflerle yazılmış “american Airlanes” yazısını görebilirler, ya da ülkeden ( kibarca ) taşınırlardı. Tarihten silinmek üzere!!!
Her şey olup bitti, ardından FBI ve CIA, 19 kişilik Afganistan, İran menşeili terörist örgüt imal etti. Adını da duyurdu “ İSLAMİ ÖRGÜT “ Nasıl çarpışılırdı bu İslamcı örgütle? Ilımlı İslami Rejim dümeniyle. Nasıl olacak bu düzen?
Inınınııııınnn.
Recayyip Erdoğan ağabeyim!
abd adında bir yerin Ankara’ daki ( büyükelçi kılıklı ) ajanı, adı MİLLİYETÇİLİĞE bulaşmış ( ! ) bir siyasiye gidip, “ A Ke ve Pe adında bir parti kuracağız. Siz de yer alır mısınız..? “ diye soruyor. Red yanıtı alınca çok sinirleniyor. Öyle ya, kendi ülkelerinde olsa, böyle bir yanıta RECM CEZASI verilirdi. Bir abd’ li üst düzey yöneticinin, Türkiye’deki abd ajanlarını soran gazeteciye verdiği yanıt, “ Türkiye’de bir tane bile abd’ li CIA ajanı yoktur. Türkiye’ deki CIA ajanları bizzat Türk’ tür…”
İşte A, Ke ve Pe’ nin kısa kuruluş öyküsü.
Recep ağabeyim’ in fazlaca bir şansı yoktu. Tek çıkarı, görevini sürdürmekti. 1 Mart tezkeresi sırasında bocalasa da, aradan geçen bunca yılda “ olgunluk dönemi “ ne ulaştı. Tezkere ile olmazsa, kanun hükmünde kararnamelerle olacağını öğrendi. Terör örgütleri ile savaşılamayacağını, gerektiğinde o’nlarla uzlaşma bile sağlanabileceğini, yeni yeni azınlıklar yaratılıp, kendilerine, ülke topraklarının bile teslim edilebileceğini, sonradan imal edilmiş tüm azınlıklara özerklik ( giderek, bağımsızlık ) sözleri verilebileceğini, gerektiğinde gizli anlaşmalar imzalanarak bu sözlere resmi içerik kazandırabileceğini… öğrendi.
Sonunda, Kasımpaşa bıçkın delikanlılığı tuttu, Libya lideri Kaddafi’ ye uygulanan vahşetin, katliamın tam ortasında yer aldı. Libya’ daki abd beslemesi sözde muhaliflere yüzbinlerce dolar ve silah gönderdi.
Önce Buşt, sonra Obanma ağabeylerinden aldığı güçle oraya buraya hönküren Recep ağabeyimin sonu pek hayırlı görünmüyor. Kendi ülkesinin gençlerine, aydınlarına, asker, memur, işçi, işsiz, hukukçu, yazar, emekli… hemen tüm kesimlerine karşı savaş açan, ordu komutanlarını ( 28 Şubat’ın intikamını almak amacıyla ) mahpuslarda süründüren, Atatürkçü siyasilere ceza üstüne ceza yağdıran birinin, nasıl olup ta Suriye lideri Esad’ a insanlık dersi vermeye kalktığı, kendisini, nasıl olup ta buna yetkili saydığı… bir muamma. En az, 11 Eylül çifte havuzlar hikayesi kadar giz dolu. Filipinler, Malezya, Kore, Singapur, Vietnam…da yaşanan abd katliamlarının hesabı sorulmamışken, dünyanın bir çok ülkesinde abd hizmetlisi diktatörlerin mezarları bile bilinmezken benim çok sevgili Recep ağabeyim, hönkürüyor.
Ne diyeyim, mahalle bekçiliğini bile beceremeyecek birilerini Meclis’ e doldurup, kendilerine ülke güvenliğini, bölge istikrarını, dünya siyasetini teslim ederseniz böyle olur işte. Allah’tan ( wikileax belgelerine bakarsanız…) 2 yılı kalmış. Dilerim erken davranıp, kendiliğinden gider. Aksi halde bu işi bizden önce, Suriye’ li, Libya’ lı vatanseverler halledecek gibi geliyor.
Ya da, Recep ağabeyimin sevgili CIA’ sı.
Neyse. Siz, siz olun, bundan sonrakilere aman vermeyin bari.
Necmettin Tanju SÜAR.
06 Mart 2012 Salı
A L A N Y A .
6 Mart 2012 Salı
5 Mart 2012 Pazartesi
3 Mart 2012 Cumartesi
ÇARE SİZSİNİZ !!!
ÇARE SİZSİNİZ !!!
A, Ke ve Pe iktidarı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en uzun soluklu iktidarı olma ünvanını elinde bulunduruyor. Kuruluşu abd tarafından tezgahlanan, finansmanı abd ve AB’ den sağlanan, genel başkanı abd’ den gelen baskı ile koltuğa oturtulan, tüzüğü bile abd tarafından yazılan bir “ siyasi parti “ den söz ediyorum. Bu durumda A, Ke ve Pe’ nin, sahibine göre oynamaktan başka seçeneği var mıdır ?
A, Ke ve Pe’ nin önde gidenlerinin sosyal, kültürel, siyasal… birikimlerine bir göz atınız. Hiç olmadığını göreceksiniz. Bu yüzdendir ki birileri, sözünü ettiğimiz “ önde giden “ arkadaşları rahatlıkla kullanmaktadırlar. Ekonomi konusundaki “ birikimlerinden “ söz etmiyorum çünkü, henüz “ biriktirme “ aşamasındalar. Partinin önde gideni Recep bey, kendisinden daha birikimli olduğundan kuşkuya düştüğü herkesin hakkında “ suç kanıtı “ bulmakta ustalaşmış. “ Ustalık dönemi “ adını verdiği ve son derece gururlandığı tablo bu. Recep bey, “ hizmet “ sektöründe ustalaşmanın verdiği azimle Türkiye’ miz için yepyeni bir Anayasa hazırlamakla meşgul. Berisindeki “ molla ve ulema “ grubu da öyle. Ve, hepsi birlikte “ aydın “ düşmanı. Nedenini yukarıda yazdım. Kendilerinden daha birikimli, daha güçlü, daha aydın… hiç kimseyi hazmedemiyorlar. Bunun adına “ aşağılık kompleksi “ diyoruz.
Böyle bir cahil cühela takımını, dilediğiniz gibi kullanma şansınız her zaman var. abd emriyle Türk milletini, kendi tarihinden koparmak, Karen Fogg’ un ricası ile Türk milletinin beyninden Atatürk’ ü silmek, Türk milletini, tarihiyle hesaplaşmaya zorlamak… hemen hepsi, dindar olduğunu iddia eden birilerinin halkın bir kesimini kandırarak iktidar yapılması sonucu yaşama geçirilir.
Her ne kadar “ İmam hatip mevzunu “ olduklarından söz etseler de, din kavramından pek anladıkları söylenemez. Örnek çok. En gözle görülen örneği de, “ Kelime i şehadet’ in yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’ den söz eden bölümünü ” iptal etmiş olmaları. Geleceğin halifesine “ Siyonist İsrail’ in önde gidenlerinin verdiği üstün cesaret madalyası “ da cabası. Müslümanlara okuma yazma öğreten savaş esirlerine özgürlüklerini iade eden bir Peygamberin dinini apış arasından dinlemiş adamların peşinden koşarken, bilime düşman, hurafeleri “ ayet “ sayan, sıkıştığında “ ulemaya “ danışan, “ camileri yıkacaklardı “ yalanlarına inanıp kendi ordusuna düşman olan bir toplumun İslam inancına ne buyurulur ?
Kendine göre din anlayışı olan birinin “ Dindar bir gençlik yetiştireceğiz…” sözleri, bizlerin “ inançsız ( ateist ) olduğumuz anlamına mı geliyor ? Recep bey, kendisinden daha makbul Hz. Peygamberimizi de mi çekemiyor ki, Allah adına bizleri sorguluyor ?
Kendi liderine, kendi bayrağına, kendi tarihine, halkına, toprağına, üreticisine, kurum ve kuruluşlarına düşman bir iktidar, dünyanın neresinde görülmüş, duyulmuştur ? Hangi tarih yazar ?
Korkarım Recep bey, Türk tarihine bu utanç sayfalarının eklenmesine neden olacaktır. Tek çıkar yol, bu sayfaların birbirine “ Japon yapıştırıcıyla “ mıhlanıp, okunmalarının engellenmesidir.
Bilimden yoksul ama hurafeden trilyoner zavallıları “ Milletin temsilcileri “ olarak Meclise gönderen bizler, bu insanların ihanetini baştan kabul ettik zaten. Şimdi ise, içimizdeki delilerin kuyuya attığı çakıl taşlarını temizlemeye uğraşıyor, beceremiyoruz. Bunu becermenin yolları var elbet. Tek şart, akıllanmak, ilerisi için ders çıkarmak.
Nasıl mı başaracağız ?
Her şeyden önce, ülkenin yönetimindeki parti ve o partinin yönetici kadrosunun yasa dışı olduğuna tüm gücümüzle inanacak ve bunu tüm çevremize ( belgeleriyle ) anlatacağız.
Bu göreve soyunmak, yürek ister. Ergenekon tutsaklarının mangal gibi yüreği olduğuna bahse girerim. Silivri mahpushanesinin içi, dışarıdaki mahpushaneden daha tenha olmalı. Dışarıdaki esirler kendilerini özgür saysalar da, yayınlanmamış kitaplara dava açılması, Meclis’ te muhalefetin markaja alınması, grupların ve genel kuruldaki konuşmaların ( bizim vergilerimizle ayakta duran ) TRT’ den yayınının durdurulması, giderek, son zamanların en müthiş harikası “ Devlet Sırrı Yasası “ ile, A Ke Pe, PKK, abd, AB, İsrail…” ilginçliklerinin halktan gizlenmeye çabalanması, okullarda Atatürk ilkelerine bağlı öğrenci yetiştirilmesine son verilmesi, andımız ve Türk gençliğine sesleniş’ in yasaklanması, bunca keyfi uygulamaya, baskıya, ihanete rağmen toplumun suskunluğu… esaret altında olduğumuzun birkaç örneği.
Sanal ortamlarda oluşturulan grupların bir araya geldiğinde nasıl ses getirdiğini dünyadan ve ülkemizden bir çok örnekte gördük. Şimdi tam sırası. Bu grupları bir “ federasyon “ çatısı altında toplayıp görev paylaşımını sağlayabilirsek, işlerlik kazandırıp, güç elde edebiliriz. Ancak, bir süre sonra bu birlikteliğin siyasi bir parti içinde yer alması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü, örgütsüz bir gücün yıkılması da kaçınılmazdır.
Sendikaların, işçi örgütleri ve konfederasyonların önemi tartışılmazdır. Oysa ülkemizde, sendikalaşmanın cezası işsiz kalmak… tır. Nedeni ise, “ Olur da yasaları hiçe sayar, genel greve giderlerse…” A Ke Pe iktidarının temelleri sarsılır. İşte bu yüzden örgütlenmenin cezası ağır olur. Türk İş ve benzeri kuruluşların elleri üzerinde yükselerek 11 yılını idrak eden iktidar, yine bu kuruluşların parmakları üzerindeki ( ! ) yerini koruyarak ülkeyi ve Türk milletini tarihten silmeye azmetmiş görünse de bilinçli bir halk, ( bence ) sendika ağalarına ve iktidar yalakalarına gereken dersi verecektir.
İşin özü, ağlayıp sızlanma yerine çare üretmenin yoluna bakmalı. Benim naçizane ürettiklerim bu kadarla sınırlı değil ama, benden daha birikimli, aydın, üretken beyinler var. Recep bey, bu bölümü okumadan önce harekete geçer ve gereğini yaparsak, sağcı – solcu, Alevi – Sünni, Türk – Kürt – Laz – Çerkez… ayrımı yapmadan halkın gücünü ön plana alır, buna göre örgütler, birliktelik oluşturursak, Silivri zindanlarını da ( 1789’ da Fransızların yaptığı gibi ) boşaltabiliriz.
Fazla söze ne gerek ? Kuyuya atılan çakıllar temizlendi işte.
Unutmayın ki, Recep bey’ in “ Silivri’ de bir tane bile aydın yok…” sözleri ( bir yere kadar ) kabul edilebilir. Silivri’ de yoksa, dışarıda var ama o’nlar, görevlerinin bilincinde olmadığı için ülke, tutsak alındı.
Necmettin Tanju SÜAR.
A L A N Y A
03 Şubat 2012 Cuma
A, Ke ve Pe iktidarı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en uzun soluklu iktidarı olma ünvanını elinde bulunduruyor. Kuruluşu abd tarafından tezgahlanan, finansmanı abd ve AB’ den sağlanan, genel başkanı abd’ den gelen baskı ile koltuğa oturtulan, tüzüğü bile abd tarafından yazılan bir “ siyasi parti “ den söz ediyorum. Bu durumda A, Ke ve Pe’ nin, sahibine göre oynamaktan başka seçeneği var mıdır ?
A, Ke ve Pe’ nin önde gidenlerinin sosyal, kültürel, siyasal… birikimlerine bir göz atınız. Hiç olmadığını göreceksiniz. Bu yüzdendir ki birileri, sözünü ettiğimiz “ önde giden “ arkadaşları rahatlıkla kullanmaktadırlar. Ekonomi konusundaki “ birikimlerinden “ söz etmiyorum çünkü, henüz “ biriktirme “ aşamasındalar. Partinin önde gideni Recep bey, kendisinden daha birikimli olduğundan kuşkuya düştüğü herkesin hakkında “ suç kanıtı “ bulmakta ustalaşmış. “ Ustalık dönemi “ adını verdiği ve son derece gururlandığı tablo bu. Recep bey, “ hizmet “ sektöründe ustalaşmanın verdiği azimle Türkiye’ miz için yepyeni bir Anayasa hazırlamakla meşgul. Berisindeki “ molla ve ulema “ grubu da öyle. Ve, hepsi birlikte “ aydın “ düşmanı. Nedenini yukarıda yazdım. Kendilerinden daha birikimli, daha güçlü, daha aydın… hiç kimseyi hazmedemiyorlar. Bunun adına “ aşağılık kompleksi “ diyoruz.
Böyle bir cahil cühela takımını, dilediğiniz gibi kullanma şansınız her zaman var. abd emriyle Türk milletini, kendi tarihinden koparmak, Karen Fogg’ un ricası ile Türk milletinin beyninden Atatürk’ ü silmek, Türk milletini, tarihiyle hesaplaşmaya zorlamak… hemen hepsi, dindar olduğunu iddia eden birilerinin halkın bir kesimini kandırarak iktidar yapılması sonucu yaşama geçirilir.
Her ne kadar “ İmam hatip mevzunu “ olduklarından söz etseler de, din kavramından pek anladıkları söylenemez. Örnek çok. En gözle görülen örneği de, “ Kelime i şehadet’ in yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’ den söz eden bölümünü ” iptal etmiş olmaları. Geleceğin halifesine “ Siyonist İsrail’ in önde gidenlerinin verdiği üstün cesaret madalyası “ da cabası. Müslümanlara okuma yazma öğreten savaş esirlerine özgürlüklerini iade eden bir Peygamberin dinini apış arasından dinlemiş adamların peşinden koşarken, bilime düşman, hurafeleri “ ayet “ sayan, sıkıştığında “ ulemaya “ danışan, “ camileri yıkacaklardı “ yalanlarına inanıp kendi ordusuna düşman olan bir toplumun İslam inancına ne buyurulur ?
Kendine göre din anlayışı olan birinin “ Dindar bir gençlik yetiştireceğiz…” sözleri, bizlerin “ inançsız ( ateist ) olduğumuz anlamına mı geliyor ? Recep bey, kendisinden daha makbul Hz. Peygamberimizi de mi çekemiyor ki, Allah adına bizleri sorguluyor ?
Kendi liderine, kendi bayrağına, kendi tarihine, halkına, toprağına, üreticisine, kurum ve kuruluşlarına düşman bir iktidar, dünyanın neresinde görülmüş, duyulmuştur ? Hangi tarih yazar ?
Korkarım Recep bey, Türk tarihine bu utanç sayfalarının eklenmesine neden olacaktır. Tek çıkar yol, bu sayfaların birbirine “ Japon yapıştırıcıyla “ mıhlanıp, okunmalarının engellenmesidir.
Bilimden yoksul ama hurafeden trilyoner zavallıları “ Milletin temsilcileri “ olarak Meclise gönderen bizler, bu insanların ihanetini baştan kabul ettik zaten. Şimdi ise, içimizdeki delilerin kuyuya attığı çakıl taşlarını temizlemeye uğraşıyor, beceremiyoruz. Bunu becermenin yolları var elbet. Tek şart, akıllanmak, ilerisi için ders çıkarmak.
Nasıl mı başaracağız ?
Her şeyden önce, ülkenin yönetimindeki parti ve o partinin yönetici kadrosunun yasa dışı olduğuna tüm gücümüzle inanacak ve bunu tüm çevremize ( belgeleriyle ) anlatacağız.
Bu göreve soyunmak, yürek ister. Ergenekon tutsaklarının mangal gibi yüreği olduğuna bahse girerim. Silivri mahpushanesinin içi, dışarıdaki mahpushaneden daha tenha olmalı. Dışarıdaki esirler kendilerini özgür saysalar da, yayınlanmamış kitaplara dava açılması, Meclis’ te muhalefetin markaja alınması, grupların ve genel kuruldaki konuşmaların ( bizim vergilerimizle ayakta duran ) TRT’ den yayınının durdurulması, giderek, son zamanların en müthiş harikası “ Devlet Sırrı Yasası “ ile, A Ke Pe, PKK, abd, AB, İsrail…” ilginçliklerinin halktan gizlenmeye çabalanması, okullarda Atatürk ilkelerine bağlı öğrenci yetiştirilmesine son verilmesi, andımız ve Türk gençliğine sesleniş’ in yasaklanması, bunca keyfi uygulamaya, baskıya, ihanete rağmen toplumun suskunluğu… esaret altında olduğumuzun birkaç örneği.
Sanal ortamlarda oluşturulan grupların bir araya geldiğinde nasıl ses getirdiğini dünyadan ve ülkemizden bir çok örnekte gördük. Şimdi tam sırası. Bu grupları bir “ federasyon “ çatısı altında toplayıp görev paylaşımını sağlayabilirsek, işlerlik kazandırıp, güç elde edebiliriz. Ancak, bir süre sonra bu birlikteliğin siyasi bir parti içinde yer alması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü, örgütsüz bir gücün yıkılması da kaçınılmazdır.
Sendikaların, işçi örgütleri ve konfederasyonların önemi tartışılmazdır. Oysa ülkemizde, sendikalaşmanın cezası işsiz kalmak… tır. Nedeni ise, “ Olur da yasaları hiçe sayar, genel greve giderlerse…” A Ke Pe iktidarının temelleri sarsılır. İşte bu yüzden örgütlenmenin cezası ağır olur. Türk İş ve benzeri kuruluşların elleri üzerinde yükselerek 11 yılını idrak eden iktidar, yine bu kuruluşların parmakları üzerindeki ( ! ) yerini koruyarak ülkeyi ve Türk milletini tarihten silmeye azmetmiş görünse de bilinçli bir halk, ( bence ) sendika ağalarına ve iktidar yalakalarına gereken dersi verecektir.
İşin özü, ağlayıp sızlanma yerine çare üretmenin yoluna bakmalı. Benim naçizane ürettiklerim bu kadarla sınırlı değil ama, benden daha birikimli, aydın, üretken beyinler var. Recep bey, bu bölümü okumadan önce harekete geçer ve gereğini yaparsak, sağcı – solcu, Alevi – Sünni, Türk – Kürt – Laz – Çerkez… ayrımı yapmadan halkın gücünü ön plana alır, buna göre örgütler, birliktelik oluşturursak, Silivri zindanlarını da ( 1789’ da Fransızların yaptığı gibi ) boşaltabiliriz.
Fazla söze ne gerek ? Kuyuya atılan çakıllar temizlendi işte.
Unutmayın ki, Recep bey’ in “ Silivri’ de bir tane bile aydın yok…” sözleri ( bir yere kadar ) kabul edilebilir. Silivri’ de yoksa, dışarıda var ama o’nlar, görevlerinin bilincinde olmadığı için ülke, tutsak alındı.
Necmettin Tanju SÜAR.
A L A N Y A
03 Şubat 2012 Cuma
1 Mart 2012 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


