28 Şubat 2011 Pazartesi
BİR E.POSTANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ.
Değerli bir okuyucum e. posta göndermiş. Kendisini Aydınlık gazetesi hakkında bilgilendirmemi istemiş. Gazeteye nasıl ulaşacağı, gazetenin web sitesi… hakkında sorular sormuş. Elimden geldiği kadar, bilgi dağarcığımın yettiği kadar yanıtladım tabi. Gazeteye telefon açıp, daha sağlıklı bilgi alabilecekken bana değer verip danışması, gururumu okşadı. E. postanın sonuna doğru yazdıkları ise, şaşırmaktan, heyecan duymaktan öte, bu insanın karşısında saygı ile eğilmemi gerektiriyordu.
Kendisine duyduğum saygıdan dolayı adının bende kalmasını uygun gördüğüm bu okuyucum, “ Ben görme özürlüyüm. Özel bir program sayesinde yazıları ve haberleri takip ediyorum. Aydınlık gazetesini okumayı çok istiyorum. Acaba, ücrete mi tabi olacak. Ekonomik durumum pek iyi değil ama, Aydınlık gazetesini okumayı, takip etmeyi de çok istiyorum…” diye sürdürüyor yazısını.
Gazetenin yetkililerine ulaşıp, bu konular hakkında bilgi aldım, sonra okuyucumu arayıp, şimdilik kaydıyla öğrenebildiklerimi kendisine ilettim.
Gönderiyi okuduğum anda, karşımdaki insanın yaşamın tüm hırçınlığına, amansızlığına, saldırılarına karşı dimdik durmaktan bir an bile geri durmayacak kadar kararlı biri olduğunu ve bu duruşu bizlere de aşılamak amacında olduğunu hissettim. Tüm sıkıntılarına rağmen o’ nun için öncelikli olan şey “Vatanın birliği, bütünlüğü, bağımsızlığı…” ydı. Bizden de böyle olmamızı, böyle davranmamızı bekliyordu.
Bizler, o’nun gördüklerinin milyonda birini bile görebilsek yeter… diye düşündüm. Ama önce o’nun gibi bakmayı öğrenmeliydik. O’nun bakış açısı, keskin, kararlı ve mangal gibi bir yüreğe sahip olmayı gerektiriyordu.
Benim okuyucum, Aydınlık gazetesini okumayı, kaçırmamayı isterken belki de Aydınlık’ ın özelliklerini, kendi kişisel özellikleri ile bütünleştirmiş ve bu gazeteye karşı kendisinde sonuna dek varacak bir güven duygusu oluşmuştu.
Yukarıda değinmiştim. Okuyucumun bana duyduğu güven, yaşamım boyunca alabileceğim en değerli armağan benim için. Ama, yine de Aydınlık dergisinin sağladığı güveni ve inancı kıskandığımı itiraf etmeliyim. Öyle ya. Toplum Aydınlık dergisini öyle bir sahiplenmiş ki, daha günlük gazete çıkmadan insanlar bizleri arayıp, nasıl ve ne şartlarda ulaşabileceklerini soruyorlar.
Bu arada, Ulusal Kanal’ ı da unutmamak gerek. Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar düşünüldüğünde, hem ulusal çizgide olup, hem de sadece halk desteğiyle ayakta kalan tek TV kanalı olmak her yiğidin harcı değil.
Her şey gücünü, halkımızın Cumhuriyete, Atatürk’e ve o’nun devrimlerine olan inancından alıyor. Biliyor ve inanıyorum ki, yukarıda bir bölümünü sizinle paylaştığım e. postayı gönderen değerli okurum gibi yüreği vatan sevgisiyle dolu milyonlarca insan var. Aydınlık gazetesi, Ulusal Kanal gibi yol göstericilerimiz varoldukça,
Kaçarı yok. Biz kazanacağız.
Necmettin Tanju SÜAR. / 27 Şubat 2011 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder